İçeriğe geç
YDS KoçGiriş yap

Eş anlamlılar ve çeldirici tuzakları

Şıklarda yan yana çıkabilecek eş ve yakın anlamlı kelimeler ile anlamı göründüğünden farklı olan tuzak kelimeler.

  • 32 madde
  • YDS ve YÖKDİL
Kelime Kartlarına ekle

Maddeler

  • acquireedinmek, kazanmak

    Children acquire language skills remarkably quickly.

    Yakın anlamlısı obtain. acquire zamanla edinilen beceri, bilgi ya da mülk için daha yaygındır.

  • adequateyeterli, elverişli

    Many schools lack adequate facilities for science teaching.

    Yakın anlamlısı sufficient. adequate 'ihtiyacı karşılayacak kadar' demektir, bazen 'idare eder' tonu taşır.

  • alterdeğiştirmek

    Climate change may alter the migration patterns of birds.

    Yakın anlamlısı change, modify. alter çoğunlukla kısmi değişiklik içindir; resmî tondadır.

  • ambiguousbelirsiz, iki anlamlı

    The wording of the contract was ambiguous and led to a dispute.

    Yakın anlamlısı vague. ambiguous birden fazla anlama çekilebilir; vague ise yeterince açık değildir.

  • assertileri sürmek, iddia etmek

    The author asserts that education is the key to reducing poverty.

    Yakın anlamlısı claim. assert daha güçlü ve kendinden emin bir ifadedir.

  • augmentartırmak, çoğaltmak

    Many workers take a second job to augment their income.

    Yakın anlamlısı increase. augment var olan bir şeye ekleyerek büyütmek demektir; resmî tondadır.

  • ceasedurmak, sona ermek; durdurmak

    The factory ceased production after the war.

    Yakın anlamlısı stop. cease daha resmîdir; ardından -ing ya da mastar gelebilir.

  • comprehensivekapsamlı, geniş çaplı

    The report provides a comprehensive analysis of the housing market.

    Yakın anlamlısı extensive. Tuzak: comprehensible 'anlaşılır' demektir, karıştırma.

  • concealgizlemek, saklamak

    The company tried to conceal its financial losses from investors.

    Yakın anlamlısı hide. conceal resmî tondadır; karşıtı reveal.

  • contradictçelişmek; yalanlamak

    The new evidence contradicts the official account of events.

    Yakın anlamlısı conflict with (çelişmek); kişi özne olunca birinin söylediğinin tersini söylemek demektir. deny ise inkâr etmek, reddetmektir.

  • declineazalmak, düşmek; reddetmek

    The birth rate has declined steadily over the past decade.

    Yakın anlamlıları decrease ve refuse. Nesnesiz 'azalmak', davet ya da teklifle 'kibarca reddetmek' demektir.

  • deliberatekasıtlı; temkinli

    Investigators believe the fire was a deliberate act.

    Yakın anlamlısı intentional. Fiil olarak 'enine boyuna düşünmek' demektir; zarf hâli deliberately.

  • endeavourçaba; çabalamak

    Scientific research is a collective endeavour.

    Yakın anlamlısı attempt, effort. endeavour daha resmîdir; Amerikan yazımı endeavor.

  • evidentaçık, belli, aşikâr

    It was evident that the policy had failed.

    Yakın anlamlısı obvious. evident kanıta dayalı açıklığı vurgular; isim hâli evidence.

  • feasibleyapılabilir, uygulanabilir

    Engineers are studying whether the tunnel is technically feasible.

    Yakın anlamlısı possible. feasible pratikte gerçekleştirilebilir olmayı vurgular.

  • invaluablepaha biçilmez, çok değerli

    The volunteers provided invaluable support during the crisis.

    Tuzak: in- olumsuzluk değildir; 'değersiz' anlamına gelmez. Değersiz için worthless kullanılır.

  • inflammablekolay tutuşan, yanıcı

    Petrol is highly inflammable and must be stored carefully.

    Tuzak: in- olumsuzluk değildir; flammable ile eş anlamlıdır. Yanmaz için non-flammable kullanılır.

  • sympatheticanlayışlı, halden anlayan; destekleyen

    The minister was sympathetic to the farmers' demands.

    Tuzak: Türkçedeki 'sempatik' (sevimli) anlamı yoktur; o anlam için likeable ya da pleasant kullanılır.

  • eventuallysonunda, nihayetinde

    After years of negotiation, the two countries eventually signed a peace agreement.

    Tuzak: 'muhtemelen, belki' anlamı yoktur; finally ve in the end ile yakın anlamlıdır.

  • prevalentyaygın (hastalık ya da inanç için)

    Obesity is becoming more prevalent among young people.

    Yakın anlamlısı widespread, common. prevalent çoğunlukla hastalık, inanç, uygulama için kullanılır.

  • reluctantisteksiz, gönülsüz

    Many banks are reluctant to lend money to small businesses.

    Yakın anlamlısı unwilling. reluctant to + fiil kalıbıyla kullanılır; karşıtı eager.

  • scarcekıt, az bulunan

    Water is becoming increasingly scarce in many parts of the world.

    Yakın anlamlısı rare. scarce ihtiyaca göre yetersizliği vurgular; tuzak: scarcely zarfı 'neredeyse hiç' demektir.

  • abundantbol, çok

    The region has abundant natural resources.

    Yakın anlamlısı plentiful; karşıtı scarce. İsim hâli abundance.

  • vitalhayati, çok önemli

    Clean water is vital for public health.

    Yakın anlamlısı essential. vital 'yaşamsal derecede gerekli' vurgusu taşır.

  • tedioussıkıcı, usandırıcı

    Collecting the data by hand was a slow and tedious process.

    Yakın anlamlısı boring. tedious uzun sürdüğü ve tekrarlı olduğu için yorucu olan işler içindir.

  • robustsağlam, güçlü, dayanıklı

    The study provides robust evidence for the benefits of exercise.

    Yakın anlamlısı strong. Akademik dilde robust evidence/method 'güvenilir, sağlam' demektir.

  • obsoletemodası geçmiş, kullanılmayan

    Many traditional skills have become obsolete in the digital economy.

    Yakın anlamlısı outdated. obsolete artık hiç kullanılmayan, yerini yenisine bırakmış şeyler içindir.

  • plausibleakla yatkın, makul

    The researchers offered a plausible explanation for the unusual results.

    Yakın anlamlısı reasonable. plausible 'doğru olabilir gibi görünen' demektir; kesinlik bildirmez.

  • accuratedoğru, isabetli

    Accurate weather forecasts are essential for farmers.

    Yakın anlamlısı precise. accurate gerçeğe uygunluğu, precise ise ayrıntıda kesinliği vurgular.

  • precisekesin, tam, net

    The precise cause of the disease remains unknown.

    Yakın anlamlısı exact. precise ayrıntılı ve kesin olanı anlatır; accurate ise doğruluğu.

  • hazardoustehlikeli, riskli

    The factory was fined for dumping hazardous waste into the river.

    Yakın anlamlısı dangerous. hazardous resmî metinlerde madde ve koşullar için yaygındır (hazardous waste).

  • eliminateortadan kaldırmak, elemek

    The aim of the programme is to eliminate child poverty.

    Yakın anlamlısı remove. eliminate tamamen yok etmeyi vurgular; eradicate daha da güçlüdür.

Eş anlamlılar ve çeldirici tuzakları listesini Kelime Kartlarına ekle

Hesabınla bu listeyi tek tıkla Kelime Kartlarına eklersin; kartlar aralıklı tekrarla yeniden karşına gelir. Yeni kartlar günlük yeni kart sınırına göre sıraya girer.